27 Haziran 2012 Çarşamba
18 Haziran 2012 Pazartesi
Evet!
13 Haziran 2012 Çarşamba
Bilgilendirme Mesajı
10 Haziran 2012 Pazar
Okan Bayülgen'e Ulaşmak
Viski şişesinin içine not yazıp denize attım !
-
Evet bunu da yaptım, çok mutluyum.
-
"Okan Baba !
Bu not sana ne zaman ulaşır bilinmez... O yüzden, çok geçmeden
BENİ İŞE AL"
5 Haziran 2012 Salı
- -
on8 Tv
On8 Tv ulusal kanalların “Ailenizin televizyonu” kampanyalarından farklı, “Hedef Kişisel Medya”, “Yalnızca senin için” sloganıyla geliyor.
Seyirciyi değil, takipçiyi istiyor.
Bu açıdan hedef kitlesini anlamak ve saygısını kazanmak temel prensibi.
Cep, tablet ve PC lerle izlemenin yalnızlaştığı ve kişiselleştirildiği bir dönemde, uyuşturmak ve fırsattan istifade reklam pompalamak yerine “Yaşamına arkadaşlık etmek”istiyor.
Bu açıdan genç “Gençlik Televizyonu”.
Gördüğünüz gibi hiç havalı “reklam cümlesi” kurmadan derdimi anlatabildim.
Reklamcılarla konuşurken bi kaç tane sallıyorum muhakkak anlasınlar diye!
Sonuçta on8 Tv eski ve yeni medyayı ortak kullanan ve genç adamların yaptığı biriş olarak, çok tedirgin edici değil mi sizce de?
Bu on8 Tv nin ilk basın bültenidir.
Okan Bayülgen
4 Haziran 2012 Pazartesi
İşsiz Baykuş
Çok az ışıkta avlarını yakalayabildikleri gibi, zifiri karanlıkta da işitme duyularıyla yerini tespit ederek yakalarlar.
Kulakları, en küçük hışırtıyı işitebilecek duyarlıktadır.
Tüylerinin rengi, bulundukları çevreye uygun olduğundan fark edilmeleri zordur.
Kendilerinden büyük hayvanlara saldırmaktan çekinmezler.
En büyük düşmanları gündüz yırtıcılarıdır, gündüz bunlardan çekinen baykuşlar, gece olunca hınçlarını alırlar...
1 Haziran 2012 Cuma
Bu bir garip Duyurudur.
Herkes diyor ki aradığın patron Okan Bayülgen
Şu devr-i felek gülsün artık artık Okan Baba :)
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------
27 Mayıs 2012 Pazar
Bu bir iş ilanıdır
Patron Arıyorum !
Sektörde deneyimli
Yenilikleri seven
Sosyal Ağları kullanan
Girişimci bir ruhu olan
Motivasyonu yüksek
İletişime açık
Çalışanını seven, sayan
Az uyuyan
Akıl veren
Diksiyonu düzgün
Yoğun iş temposunu yönetebilen
Esnek çalışma saatlerine göre çalışan
Sigara kullanan (Tercih sebebidir)
Derdini anlatabilecek kadar İngilizce bilen ( 2.dil tercih sebebidir)
A2 ve B sınıfı ehliyete sahip
Sosyal Medya ve Televizyon olayını çözmüş
Beni işe alacak bir
İŞ VEREN ARANIYOR.
Not: Biz sizi ararız !
6 Mayıs 2012 Pazar
Astsubayların Suçu Ne ?
Nereden başlayalım ? Bilmiyorum...
Astsubaylar yıllardır sessiz bir bekleyiş içerisindeydi...
Yıllardır hep sustular demek istemiyorum, çünkü bu susmak değildi, bu sindirilmiş bir sınıftı !
Ben bir Astsubay çocuğuyum, yıllarca her asker kızı gibi bende, babamın mesleğinden büyük bir gurur duydum. Hala da duyuyorum.
Ama, lojman parkının salıncaklarında sallanan bir çocuk değilim artık.
Şimdi soruyorum;
Neden yıllardır askeri sistem diye dayatılan KAST sisteminden vazgeçmiyorsunuz ?
Neden Astsubayları, hiyerarşiye kurban ediyorsunuz ?
Neden bu ayrımcılık ?
Neden seslerine kulak asmıyorsunuz ?
Astsubay çocuğu olmak çok acayiptir. Askeri hiyerarşi içinize işler. Oyun parklarında, ordu evlerinde, kantinde, havuzlarda, yemek sırasında, bölük komutanlarının eşlerinin gelme zorunluluğu koyduğu günlerde....Öylece bakarsınız çocuk aklınızla...Her şey o kadar sert ve katidir ki...Sizden hep sessiz olmanızı beklerler, ya da zaten zamanla sessizleşirsiniz.
O sessizlik çoğu zaman okul hayatı boyunca asker çocuklarının "havalı" olarak damgalanmalarına neden olur.
Olsun, zaten içimize işlenilen "Koşulsuz Kabullenme" durumu diye bir şey var.
Lakin büyüdükçe görüyoruz, içinde büyüdüğümüz sistemin eksiklerini.
Babanız Kıdemli Kademeli Başçavuş olmuştur ama yeni yetmelerin emir-komuta zinciri diye dayattıkları sistemde kaybolur !
Astsubaylar isimsiz kahramanlardır.
Bizim, yani çocuklarının kahramanlarıdır. Biricik evlatları bu sistem içerisinde kaybolmasın diye didinip dururlar. Eğitim hayatınız boyunca hepsi serttir, tüm babalar gibi lakin onlar bir başkadır...Size bakarken, kendi çektiklerini görür, emekliliğini düşünür...Çocuklarına iyi bir hayat sunabilmek ve bırakabilmek için...
Astsubaylar evde de hiç konuşmazlar biliyor musunuz ? Dertlerini, sıkıntılarını içlerine atmaya o kadar alıştırılmışlar ki, hep sessizdirler. Sakin görünürler, yüzlerinde hep bir gülümseme vardır ama içleri...
Ahh ahh o içleri...
Yıllardır alamadıkları zamları, düzenlenmeyen emeklilikleri ve maaşları onları Türkiye şartlarında açlık sınırına yaklaştırdı. Neden bu tramvayı yaşatıyorsunuz ? Ne kadar çok aile dağıldı, ne kadar çok aile maddi sıkıntıda, ne kadar çok ailenin benzer sorunları var...Biliyor musunuz ?
Astsubaylar için Üvey Evlat deniliyor ama bence Astsubaylar Öksüz...Hiç kimse görmüyor, duymuyor çığlıklarını. Onlardan başka herkes üç maymunu oynuyor...Görmedim, Duymadım, Bilmiyorum....!
80 yıldır Astsubayların özlük hakları aynı. Yani bu demek oluyor ki, cidden kimsenin umurunda değil. Koskoca 80 yıl !
Astsubaylar, subay maaşı istemiyor, kendi hak ettiklerini istiyor.
Hem konu sadece para pul değil. İtibar etmek, saygı duymak, hak yememekle ilgili.
Artık gerçekten yeter.
Birde şunu çok merak ediyorum, neden Astsubay maaşlarıyla kurulan OYAK'ın yönetim kurulunda bir tane Astsubay yok ?
Neden ?
1'in 4'üne düşebilmek için bir Astsubay kaç üniversite bitirmek zorunda ?
Emekli olan bir Astsubayın maaşı yarıya düşerken, Subayların neden düşmüyor ?
Astsubayların suçu ne? İnsanca yaşamak istemeleri mi...
Özlük haklarını değiştirmek kimsenin işine gelmiyor, bunun herkes farkında...Ama bu insan haklarına aykırı bir durum. Artık sabır taşı kırıldı, zincir koptu.
Astsubayların bu haklı girişimlerine, karşılık vermek zorundasınız.
Ordunun bel kemiğini kırmayın, kırılırsa bir daha doğrulması çok zor olur !
Benim babam kollarında yıldızlar, dallar budaklar taşımıyor, benim BABAM omuzlarında bir milletin yükünü taşıyor.
Tek istediğimiz ÖZLÜK HAKLARIMIZ.
G.S
https://twitter.com/#!/Televizyonkiz
Astsubaylar yıllardır sessiz bir bekleyiş içerisindeydi...
Yıllardır hep sustular demek istemiyorum, çünkü bu susmak değildi, bu sindirilmiş bir sınıftı !
Ben bir Astsubay çocuğuyum, yıllarca her asker kızı gibi bende, babamın mesleğinden büyük bir gurur duydum. Hala da duyuyorum.
Ama, lojman parkının salıncaklarında sallanan bir çocuk değilim artık.
Şimdi soruyorum;
Neden yıllardır askeri sistem diye dayatılan KAST sisteminden vazgeçmiyorsunuz ?
Neden Astsubayları, hiyerarşiye kurban ediyorsunuz ?
Neden bu ayrımcılık ?
Neden seslerine kulak asmıyorsunuz ?
Astsubay çocuğu olmak çok acayiptir. Askeri hiyerarşi içinize işler. Oyun parklarında, ordu evlerinde, kantinde, havuzlarda, yemek sırasında, bölük komutanlarının eşlerinin gelme zorunluluğu koyduğu günlerde....Öylece bakarsınız çocuk aklınızla...Her şey o kadar sert ve katidir ki...Sizden hep sessiz olmanızı beklerler, ya da zaten zamanla sessizleşirsiniz.
O sessizlik çoğu zaman okul hayatı boyunca asker çocuklarının "havalı" olarak damgalanmalarına neden olur.
Olsun, zaten içimize işlenilen "Koşulsuz Kabullenme" durumu diye bir şey var.
Lakin büyüdükçe görüyoruz, içinde büyüdüğümüz sistemin eksiklerini.
Babanız Kıdemli Kademeli Başçavuş olmuştur ama yeni yetmelerin emir-komuta zinciri diye dayattıkları sistemde kaybolur !
Astsubaylar isimsiz kahramanlardır.
Bizim, yani çocuklarının kahramanlarıdır. Biricik evlatları bu sistem içerisinde kaybolmasın diye didinip dururlar. Eğitim hayatınız boyunca hepsi serttir, tüm babalar gibi lakin onlar bir başkadır...Size bakarken, kendi çektiklerini görür, emekliliğini düşünür...Çocuklarına iyi bir hayat sunabilmek ve bırakabilmek için...
Astsubaylar evde de hiç konuşmazlar biliyor musunuz ? Dertlerini, sıkıntılarını içlerine atmaya o kadar alıştırılmışlar ki, hep sessizdirler. Sakin görünürler, yüzlerinde hep bir gülümseme vardır ama içleri...
Ahh ahh o içleri...
Yıllardır alamadıkları zamları, düzenlenmeyen emeklilikleri ve maaşları onları Türkiye şartlarında açlık sınırına yaklaştırdı. Neden bu tramvayı yaşatıyorsunuz ? Ne kadar çok aile dağıldı, ne kadar çok aile maddi sıkıntıda, ne kadar çok ailenin benzer sorunları var...Biliyor musunuz ?
Astsubaylar için Üvey Evlat deniliyor ama bence Astsubaylar Öksüz...Hiç kimse görmüyor, duymuyor çığlıklarını. Onlardan başka herkes üç maymunu oynuyor...Görmedim, Duymadım, Bilmiyorum....!
80 yıldır Astsubayların özlük hakları aynı. Yani bu demek oluyor ki, cidden kimsenin umurunda değil. Koskoca 80 yıl !
Astsubaylar, subay maaşı istemiyor, kendi hak ettiklerini istiyor.
Hem konu sadece para pul değil. İtibar etmek, saygı duymak, hak yememekle ilgili.
Artık gerçekten yeter.
Birde şunu çok merak ediyorum, neden Astsubay maaşlarıyla kurulan OYAK'ın yönetim kurulunda bir tane Astsubay yok ?
Neden ?
1'in 4'üne düşebilmek için bir Astsubay kaç üniversite bitirmek zorunda ?
Emekli olan bir Astsubayın maaşı yarıya düşerken, Subayların neden düşmüyor ?
Astsubayların suçu ne? İnsanca yaşamak istemeleri mi...
Özlük haklarını değiştirmek kimsenin işine gelmiyor, bunun herkes farkında...Ama bu insan haklarına aykırı bir durum. Artık sabır taşı kırıldı, zincir koptu.
Astsubayların bu haklı girişimlerine, karşılık vermek zorundasınız.
Ordunun bel kemiğini kırmayın, kırılırsa bir daha doğrulması çok zor olur !
Benim babam kollarında yıldızlar, dallar budaklar taşımıyor, benim BABAM omuzlarında bir milletin yükünü taşıyor.
Tek istediğimiz ÖZLÜK HAKLARIMIZ.
G.S
https://twitter.com/#!/Televizyonkiz
2 Şubat 2012 Perşembe
Televizyon mu?
Elektro Manyetik Dalgaların, alıcılar sayesinde görüntüye, sese dönüşüp ekrana yansıması sonucu Televizyon izleme faaliyetimizi gerçekleştiririz...
Televizyon' un mucidi John Logie Baird 1923 yılında çalışmalarına başlamış ve 1926 yılında ilk televizyon görüntüsünü yayınlamayı başarmıştır.
1930 yıllarından itibaren elektronik eşya olarak satılan televizyon, çok büyük kitlelere hitap edebilmenin kolaylığını göstermiş oldu. Bu tarihler de ki Siyah-Beyaz Televizyonlar, 1950'lerden sonra yerini yavaş yavaş renkli televizyona bırakmak zorunda kaldı.
Hem görüntü vardı, hemde renkliydi.
Benim canım ülkemde ise televizyonun alt yapı çalışmaları 1953 yılında başladı, akabinde TRT kuruldu. 1968 yılında sürekli yayına başlayan TRT, 80' lerde renkli yayına geçti. 1990' lı yıllarda özel televizyonların kurulması, televizyon sektörünün süreç içerisinde ki hızını artırdı.
Tüm dünya ülkeleri de dahil olmak üzere, Geleneksel Medyanın biricik öncüsü olan Televizyonun 10 sene de bir şekil değiştirmesi ile sektörün ve teknolojinin nereye gideceği konusunda fikir sahibi olabiliriz ..
Televizyon' un mucidi John Logie Baird 1923 yılında çalışmalarına başlamış ve 1926 yılında ilk televizyon görüntüsünü yayınlamayı başarmıştır.1930 yıllarından itibaren elektronik eşya olarak satılan televizyon, çok büyük kitlelere hitap edebilmenin kolaylığını göstermiş oldu. Bu tarihler de ki Siyah-Beyaz Televizyonlar, 1950'lerden sonra yerini yavaş yavaş renkli televizyona bırakmak zorunda kaldı.
Hem görüntü vardı, hemde renkliydi.
Benim canım ülkemde ise televizyonun alt yapı çalışmaları 1953 yılında başladı, akabinde TRT kuruldu. 1968 yılında sürekli yayına başlayan TRT, 80' lerde renkli yayına geçti. 1990' lı yıllarda özel televizyonların kurulması, televizyon sektörünün süreç içerisinde ki hızını artırdı.
Tüm dünya ülkeleri de dahil olmak üzere, Geleneksel Medyanın biricik öncüsü olan Televizyonun 10 sene de bir şekil değiştirmesi ile sektörün ve teknolojinin nereye gideceği konusunda fikir sahibi olabiliriz ..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




